Destek Sitesi platformunda Uzman olmak ister misiniz?

Uzman olmak için Şimdi başvurun.

Yargıtay 06.01.2025 ÜÇÜNCÜ HUKUK DAİRESİ Esas :2024/1162, Karar :2024/2654 03.01.2025 tarihinde www.resmigazete.gov.tr'de yayınlanan Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararı.

Oluşturulma tarihi: 21.02.2025 23:23    Güncellendi: 21.02.2025 23:23
T.C.
YARGITAY
ÜÇÜNCÜ HUKUK DAİRESİ

Esas: 2024/1162
Karar: 2024/2654
Tarih: 30.09.2024
  • KANUN YARARINA TEMYİZ
  • MAAŞ HESABINA KONULAN BLOKENİN KALDIRILMASI
  • TÜKETİCİ HAKEM HEYETİ KARARININ İPTALİ İSTEMİ
  • GÖREV
  • GENEL YETKİLİ MAHKEME
ÖZET
03.01.2025 tarihinde www.resmigazete.gov.tr'de yayınlanan Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararı.

MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi

SAYISI : 2023/73 E., 2023/399 K.

Taraflar arasında, İlk Derece Mahkemesinde görülen Tüketici Hakem Heyeti kararına itiraz davasında davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararının kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili; davalının müvekkilinin Bergama Şubesi müşterisi ve 17887 numaralı hesabın sahibi olduğunu, bahsi geçen hesabın mevduat hesabı niteliğinde bir hesap olduğunu, hem maaşının bu hesaba yattığını, hem de sair bankacılık işlemlerinin bu hesap üzerinden yapıldığını, müvekkili banka tarafından maaşının da yatmakta olduğu hesap olduğunun tespiti üzerine maaş hesabına bloke konulduğunu, müvekkili tarafından yapılan işlemlerde bir hata olmadığını buna rağmen Hakem Heyetince maaş hesabındaki blokenin kaldırılmasına karar verildiğini ileri sürerek, Menemen İlçe Tüketici Hakem Heyeti Başkanlığının 27.01.2023 tarihli ve 054620230000431 sayılı kararının iptalini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı asil; yetkisiz Mahkemede dava açıldığını, davanın Tüketici Hakem Heyeti kararının verildiği yer olan Menemen ya da kendi yerleşim yeri olan Bergama Mahkemesinde açılması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Tüketici Hakem Heyetinin delilleri takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yasaya ve usule uygun olarak verilen Menemen İlçe Tüketici Hakem Heyeti Başkanlığının 27.01.2023 tarihli ve 054620230000431 sayılı kararın onanmasına, davacının itirazının reddine karar verilmiştir.

IV. KANUN YARARINA TEMYİZ

A. Kanun Yararına Temyiz Yoluna Başvuran

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiştir.

B. Temyiz Sebepleri

Adalet Bakanlığınca; Mahkemece Tüketici Hakem Heyetinin görevli olmadığı dikkate alınarak, Hakem Heyeti kararının iptali ile hasıl olacak sonuca göre karar verilmemesinin; yine kabule göre de davalının yetki itirazı hakkında bir olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesinin ve ayrıca kararda somut ve açık bir gerekçe belirtmeden hukuki dinlenilme hakkını ihlal edecek şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğu ileri sürülerek, kararın kanun yararına bozulması talep edilmiştir.

C. Gerekçe

Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme



Uyuşmazlık, maaş hesabına konulan blokenin kaldırılmasına dair verilen Tüketici Hakem Heyeti kararının iptali istemine ilişkin olup, temyiz aşamasında uyuşmazlık ise Tüketici Hakem Heyetinin görevli olup olmadığı, davalının yetki itirazı konusunda olumlu olumsuz karar verilip verilmediği, Mahkeme kararının gerekçesiz olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 363 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar ile istinaf incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına karşı, yürürlükteki hukuka aykırı bulunduğu ileri sürülerek, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulur.

Temyiz talebi Yargıtayca yerinde görüldüğü takdirde, 6100 sayılı Kanun’un 363 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca karar kanun yararına bozulur ve bu bozma, kararın hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmaz.

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un (6502 sayılı Kanun) "Tanımlar" başlıklı 3/k maddesi ve 3/l maddesi.

6502 sayılı Kanun'un "Tüketici Mahkemeleri" başlıklı 73 üncü maddesi .

6502 sayılı Kanun'un "Diğer hükümler" başlıklı 83 üncü maddesinin ikinci fıkrası.

Anayasanın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141 inci maddesi.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) "Hükmün kapsamı" başlıklı 297 nci maddesi.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) "Genel yetkili Mahkeme" başlıklı 6 ncı maddesi.

6100 sayılı Kanun'un "Yetki itirazının ileri sürülmesi" başlıklı 19 uncu maddesi.

07.06.1976 tarihli ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı.

Değerlendirme

A. Adalet Bakanlığının dava konusu uyuşmazlıkta Tüketici Hakem Heyetinin görevli olup olmadığına ilişkin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede;

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 3 üncü maddesine göre tüketici; ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder.

6502 sayılı Kanun'un 73 üncü maddesi; bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa Tüketici Mahkemelerinde bakılacağını öngörmüştür.



Bir hukuki işlemin sadece 6502 sayılı Kanun'da düzenlenmiş olması tek başına o işlemden kaynaklanan uyuşmazlığın Tüketici Mahkemesinde görülmesini gerektirmez. Bir hukuki işlemin 6502 sayılı Kanun kapsamında kaldığının kabul edilmesi için taraflardan birinin tüketici olması gerekir. Yasanın lafzından da anlaşıldığı üzere, tüketici olarak kabul edilmenin ilk koşulu, ticari veya mesleki olmayan bir amaçla hareket edilmiş olmasıdır. Böyle olunca, bir malı olduğu gibi ya da işleyerek bir başkasına satanlar, çıkar karşılığı devretmek üzere satın alanlar, yine bir mal veya hizmeti mesleki veya ticari amaçlarla satın alanlar tüketici sayılamayacaklardır. Burada mal herhangi bir şekilde ticari hayata geri dönmektedir. Öyle ise; bir mal veya hizmeti, kişisel ihtiyaçları dışında, belirli bir meslek icrası, belirli bir üretimde kullanma, yeniden satış, ticari olarak kullanma vs. gibi mesleki veya ticari amaçlarla satın alanların tüketici kabul edilmeyecekleri kuşkusuzdur. Somut uyuşmazlıkta, davalının bankacılık işlemleri nedeniyle tüketici olduğu, söz konusu işlemin ise tüketici işlemi olduğu, ticari işlem niteliğinde olmadığı, taraflar arasındaki ilişkinin 6502 sayılı Kanun kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır.

Ancak bu noktada Anayasa Mahkemesinin 20.03.2008 tarihli ve 2006/78 E., 2008/84 K. sayılı kararında; Tüketici Hakem Heyetlerinin, yargı işlevi yerine getiren bir kurul olarak düzenlenmediği, belli değerin altındaki uyuşmazlıklar için Tüketici Sorunları Heyetlerine başvurunun zorunlu olduğu ve Heyetlerin verecekleri kararların bağlayıcı nitelik taşıdığı belirtilmiş ise de bu kararlara karşı (15) günlük süre içinde Tüketici Mahkemelerine itiraz edilebileceği, Tüketici Hakem Heyetlerinin yargı yetkisine sahip olmamakla birlikte, yasa koyucunun, bu Heyetlerin vermiş olduğu kararların yerine getirilmesi için etkili bir takip yolu olan ilâmlı icra yolunu kabul ettiği, Tüketici Hakem Heyetleri kararlarının (Mahkeme kararları gibi) ilâm niteliğinde bir karar olmayıp, kanunî düzenleme nedeniyle ilâmlar gibi infaz olunacağının gösterildiği ve ilâmların yerine getirilmesi usulüne ait bir kural koyduğu açıklanmış ve yine Anayasa Mahkemesinin 31.05.2007 tarihli ve 2007/53 E., 2007/61 K. sayılı kararında da; Tüketici Hakem Heyetlerinin (Başkan ve Üyelerinin); yargı organlarının ve mensuplarının Anayasa'da belirtilen niteliklere sahip olmaması nedeniyle bu heyetlerin Mahkeme niteliğini taşımadığına hükmetmiştir.

Bu açıklamalar ışığında dava dosyası incelendiğinde; davalının tüketici olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tüketici işlemi niteliğinde olan banka hesabına konulan blokenin kaldırılması ve bedel iadesi istemine ilişkin olduğu, blokenin kaldırılması hususunun ise yargısal faaliyet olarak Mahkeme tarafından çözümlenmesi gerektiği, taraflar arasında parasal sınırın gözetilmediği ve hesabına konulan blokeye ilişkin muarazanın bulunduğu anlaşılmaktadır.



Hal böyle olunca Mahkemece; taraflar arasındaki uyuşmazlığın Tüketici Hakem Heyetinin görevine girmediği değerlendirilerek Tüketici Hakem Heyetinin anılan uyuşmazlıkta görevsiz olduğu gerekçesiyle Tüketici Hakem Heyeti kararının iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmektedir.

O halde, Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına temyiz talebinin kabulü gerekmiştir.

B. Kabule göre de, Adalet Bakanlığının davalının yetki itirazı konusunda olumlu olumsuz karar verilmemesine ilişkin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede;

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 6 ncı maddesi gereğince bütün davalar için uygulanan yetki kuralına genel yetki kuralı denilmekte olup, genel yetkili Mahkeme, davalının ikametgahı mahkemesidir. Eş deyişle, her dava, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça açıldığı tarihte davalının ikametgahı sayılan yer mahkemesinde görülür. Bundan ayrı, bazı davalar için davalının ikametgahı mahkemesinin yanında, başka yer Mahkemeleri de yetkili kılınmıştır. Bu istisnai nitelikteki yetki kurallarına “özel yetki” kuralları denilmektedir. İlke olarak, özel yetki kuralları genel yetkiyi kaldırmaz, onunla birlikte uygulanır. Ancak istisna olarak, bazı davaların mutlaka belli bir yer Mahkemesinde açılması öngörülmüştür ki, bu halde kesin yetki söz konusudur. Kesin yetki halleri, genel yetkiye istisnadır. Bunun dışında, bir dava için özel yetki kuralı bulunsa bile, davacının genel yetki ile özel yetki arasında bir seçim hakkı vardır. Özel yetki kuralları ilke olarak kamu düzenine ilişkin değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.07.2009 tarihli ve 2009/10-236 E., 345 K. sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir.

Ayrıca 6100 sayılı Kanun’un 19 uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre; yetkinin kesin olmadığı davalarda yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Davalı süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa davanın açıldığı Mahkeme yetkili hale gelir. Kesin yetki kuralının bulunmadığı durumlarda, hâkim doğrudan yetkisizlik kararı veremez.

Dava dosyasının incelenmesinde; davalı tarafa 24.02.2023 tarihinde dava dilekçesinin tebliğ edildiği, davalının süresinde sunduğu 10.03.2023 tarihli cevap dilekçesiyle yetki itirazında bulunduğu, Mahkemece davalının yetki itirazı konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmadan karar verildiği anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca Mahkemece; davalının süresinde sunduğu cevap dilekçesiyle ileri sürdüğü yetki itirazı konusunda olumlu ya da olumsuz bir değerlendirme yapılmadan karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmektedir.



O halde, Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına temyiz itirazlarının kabulü gerekmiştir.

C. Adalet Bakanlığının Mahkemece gerekçeye yer verilmeden karar verilmesine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Anayasa'nın 141 inci maddesi gereğince bütün Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.

Gerekçe, Mahkemenin tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Mahkeme, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.

Üst Mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz.

Tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkrasının bulunması zorunludur.

Nitekim 07.06.1976 tarihli ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında yer alan "Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği kanun koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir." şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.

Kararların gerekçeli olması, davanın taraflarının mahkeme kararının dayanağını öğrenerek Mahkemelere ve genel olarak yargıya güven duymalarını sağladığı gibi, tarafların kanun yoluna etkili başvuru yapmalarını mümkün hale getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesi bilinmeyen bir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün olmayacağı gibi bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez.

Dava dosyasının incelenmesinde; Mahkemece, herhangi bir gerekçe tesis edilmediği anlaşılmakla somut olaya özgü hukuki gerekçe içermeyen Mahkeme kararı, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmektedir.

O halde, Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına temyiz itirazının kabulü gerekmiştir.

V. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Kanun’un 363 üncü maddesinin birinci fıkrasına dayalı kanun yararına temyiz istemlerinin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA,

Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,30.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.