(1) İstinaf istemi, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır.
(2) (Mülga:2/3/2024-7499/18 md.)
(3) (Değişik: 18/6/2014-6545/75 md.) Ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, mahkemelerinin yargı çevresi içerisindeki asliye mahkemelerinin hükümlerine karşı, kararın o yer Cumhuriyet başsavcılığına geliş tarihinden itibaren iki hafta içinde istinaf yoluna başvurabilirler.
(4) Sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanların dilekçe veya beyanında, başvuruya ilişkin nedenlerin gösterilmemesi inceleme yapılmasına engel olmaz.
(5) Cumhuriyet savcısı, istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça gösterir. Bu istem ilgililere tebliğ edilir. İlgililer, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde bu husustaki cevaplarını bildirebilirler.
İstinaf incelemesi, onbeş yıl ve daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezalar ile ölüm cezalarına ait hükümler ayrık, başvuru hakkına sahip olanın istemi üzerine yapılır. Başvuru, hükmü veren mahkemeye dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine beyanda bulunulması şeklinde olur. Beyan tutanağa geçirilir ve hâkime onaylattırılır.
Tutuklu sanık 293 üncü madde uyarınca başvurusunu, tutuklu bulunduğu kurum müdürüne de yapabilir.
İstinaf yoluna başvuru süresi yedi gün olup, bu süre hükmün açıklanması, açıklama kanun yoluna başvuru hakkı olanların yokluğunda yapılmış ise süre hükmün tebliği tarihinden itibaren başlayacaktır.
Asliye ceza mahkemelerinde görevli Cumhuriyet savcıları, bu mahkemenin yargı çevresine dahil olan sulh ceza mahkemelerinin; ağır ceza mahkemelerinin Cumhuriyet savcıları da, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresi içerisinde yer alan asliye ve sulh ceza mahkemelerinin hükümlerine karşı, kararın kendilerine geliş tarihinden itibaren yedi gün içinde istinaf yoluna başvurabilirler.
Maddenin dördüncü fıkrasına göre sanık, katılan, katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görenler istinaf yoluna başvuru dilekçelerinde veya beyanlarında başvuru nedenlerini gösterebilecekleri gibi, göstermemiş olmaları inceleme yapılmasına engel değildir. Hükmün, istinaf yoluna başvurulabilir olması ve başvuranın buna hakkının bulunması incelenmesi için yeterlidir. Ancak, beşinci fıkra gereğince Cumhuriyet savcılarının istinaf yoluna başvuru nedenlerini yazılı istemlerinde gerekçeleriyle birlikte ve açıkça göstermeleri zorunludur.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2023/1410 E. , 2023/5677 K.
Anayasa Mahkemesinin 14.09.2022 tarihli … … ve …. … Başvurusu hakkındaki kararı ile;
“40.Başvuruya konu olayda derece mahkemelerinin kısa kararında gerekçeye yer verilmeyip sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği anlaşılmıştır. Nitekim kısa kararlarda da (bkz. § 10) karara ilişkin ayrıntıların gerekçeli kararda gösterileceği ifade edilmiştir. 41.Somut olayda istinaf başvuru süresinin yukarıda yer verilen Kanun hükmüne göre tefhim veya tebliğden itibaren on gün olduğuna ilişkin duraksama bulunmamaktadır. Duraksama sürenin hangi durumda tefhimden hangi durumda tebliğden başlatılacağı hususundan kaynaklanmaktadır. Anayasa Mahkemesinin Nihal Uslukol kararında da belirtildiği üzere gerek ilgili Kanun hükmü ve gerekse buna ilişkin Yargıtay içtihadına göre gerekçesi açıklanmamış bir hüküm tefhim edilmiş bir hüküm sayılmamakta ve dolayısıyla gerekçeli karar tebliğ ya da tefhim edilmeden kanun yoluna başvurma süresi başlamamaktadır. Nitekim başvuruya konu kararlarda da tefhimde İcra Mahkemelerinin gerekçesi açıklanmadığı için hükme karşı başvurucular tarafından tebliğinden itibaren on gün içinde kanun yoluna başvurulmuştur.
42.Yukarıda belirtilen tespitler ışığında somut olay değerlendirildiğinde başvurucuların kısa kararla birlikte kararın gerekçesini öğrenemediği, dolayısıyla karar gerekçesini bilmeyen başvuruculardan kısa kararın tefhiminden itibaren istinaf kanun yoluna başvurmalarını beklemenin başvuruculara ağır bir külfet yüklediği anlaşılmıştır. Bu durumda kanun yolu mercilerinin somut olayın koşullarında istinaf süresini, İcra Mahkemeleri tarafından karar gerekçesi açıklanmadan tefhim tarihinden itibaren başlatmasına ilişkin yorumlarının öngörülemez nitelikte olduğu, başvurucuların katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçla orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
43.Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma … kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Başvurucu olan tarafların kısa kararla birlikte kararın gerekçesini öğrenemediğinden istinaf isteklerinin süreden reddine karar verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.”
Değerlendirme
Hüküm, bir muhakemenin sonucunda verilen ve uyuşmazlığı çözen bir karar olup kararın gerekçesi ile birlikte taraflara usulüne uygun tefhim veya tebliğ edilmek zorundadır. İstinaf kanun yolu başvuru süresinin yukarıda yer verilen Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 273 üncü maddesine göre 7 gün olduğu belirlenmiş olup hüküm yüze karşı verilmiş ise tefhim tarihinden, yokluğunda verilmiş ise tebliğ tarihinden itibaren istinaf kanun yolu süresi başlamakta olup bu konuda Yargıtay içtihatlarında bir farklılık bulunmamaktadır.
Kanun hükmü açık olmakla birlikte; mahkemelerce tefhim edilen kararlar arasında farklılıklar bulunmaktadır. Çoğu mahkeme kararında, kararın ana hatları ile gerekçelerinin yazılmadığı sadece hüküm fıkrasının yer aldığı uygulamadan bilinmektedir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 230 uncu ve 232 nci maddelerine göre hazırlanan hükmün aynı Yasanın 231 inci maddesinin birinci fıkrası gereği duruşma tutanağına geçirildikten sonra gerekçesinin ana çizgileriyle taraflara anlatılması zorunludur.
Anayasa Mahkemesinin yukarıya alınan kararında da ayrıntılı olarak açıklandığı gibi, tefhim olunan ve duruşma tutanağına geçirilen kararda, kararın gerekçeleri yer almış ise istinaf süresinin tefhim tarihinden başlayacağı, aksi halde sürenin gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren başlayacağı açıktır.
Uygulamada birçok mahkemenin tefhim edilen kararlarında, kararın gerekçelerine yer verilmediği ve gerekçelerin yazılacak kararda yer alacağının belirtildiği görülmektedir. Tarafların gerekçesi açıklanmayan kararın gerekçelerini bilmesi beklenemeyeceğinden istinaf süresinin bu tarihten başlatılması adil yargılanma … ve mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu doğurur.
V. KARAR
5237 sayılı Kanun’un 273 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hüküm tarafların yüzüne karşı gerekçeleri ile birlikte açıklanmışsa istinaf süresinin tefhim tarihinden itibaren, gerekçeleri ile açıklanmayıp sadece kısa kararın açıklandığı kararlar yönünden ise; istinaf süresinin tebliğden itibaren başlayacağının kabulü ile; 5235 sayılı Kanun’un 35 inci maddesi uyarınca kısmen … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin görüşü doğrultusunda … Bölge Adliye Mahkemesi 1.Ceza Dairesi ile … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi arasındaki UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİNE, karar verilmiştir.
Ceza Genel Kurulu 2022/386 E. , 2024/323 K.
Davasız yargılama olmaz ilkesi ve CMK’nın 276. maddesinin birinci fıkrası gereğince, istinaf incelemesi yapılabilmesi için; aleyhine istinaf yoluna başvurulabilecek bir hükme karşı, hak sahipleri tarafından, süresi içerisinde, usulüne uygun bir istinaf davasının açılması gerekir. Bu kuralın istisnasını ise, CMK’nın 272. maddesinin birinci fıkrasında yer alan; “Ancak, onbeş yıl ve daha fazla hapis cezalarına ilişkin hükümler, bölge adliye mahkemesince re’sen incelenir.” düzenlemesi oluşturur.
İstinaf yoluna başvuran taraf, ilk derece mahkemesinin hükmüne hangi bakımdan itiraz ettiğini ya da bu kararın hangi nedenlerle bozulmasını istediğini dilekçesinde gösterebilir. Özellikle hukuka aykırı bulunan hususların başvuru dilekçesinde gösterilmesi, ilgili ceza dairesinin dikkatinin bu konulara çekilmesi ve istinaf istemindeki gerekçelerin değerlendirilmesi açısından önemlidir. Bununla birlikte CMK’nın 273. maddesine göre; Cumhuriyet savcısı dışında, kanun yoluna başvuru hakkı olanların istinaf başvurularında istinaf nedenlerini göstermeleri zorunlu değildir. İstinaf incelemesinde gerekçe gösterme yükümlülüğü, CMK’nın 273. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan; “Cumhuriyet savcısı, istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça gösterir…” şeklindeki düzenlemeyle Cumhuriyet savcısı için öngörülmüştür. Bu hâliyle, istinaf isteminde bulunan Cumhuriyet savcısı, başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte göstermek zorundadır.
Emredici düzenlemelere rağmen istinaf isteminde bulunan Cumhuriyet savcısı, başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte göstermez ve buna bağlı olarak da iradesinin sanık lehine mi, aleyhine mi olduğu açıkça anlaşılamaz ise, kanun yolu incelemesi yapacak olan merciin nasıl bir usul takip etmesi gerekeceği hususunun; adil/dürüst yargılama hakkı parametreleri ve aleyhe bozma yasağı ilkesinin gerekleri doğrultusunda, hakkaniyete uygun bir muktezaya bağlanması icap eder.
Yargılamanın temel sujelerinden biri olarak, kamu/cumhur adına iddia makamını temsil eden Cumhuriyet savcılarına usul kanunlarınca tanınan hakların, aynı zamanda görevleri gereğince (5235 sayılı Kanun’un 16-22. maddeleri) yapmakla yükümlü oldukları bir sorumluluk olduğunda kuşku yoktur. Yargı sistemindeki etkin konumları da nazara alındığında; karar merciine, iddia makamının zikredilen hak ve yükümlülüklerinin tarzı icrası hususunda özellikle savunmanın aleyhine sonuç doğuracak biçimde dilekçe açıklattırma gibi yasal dayanağı da olmayan bir mükellefiyet yüklenemez.
İstinaf kanun yoluna ilişkin düzenlemelerin (CMK’nın 272-285. maddeleri), mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun temyize ilişkin 305-326. maddeleri ile büyük oranda benzer olduğu görülmektedir. Zikredilen usul normlarının kısaca karşılaştırılması, mes’elenin vuzuha kavuşturulması bakımından önemlidir. Zira konuyla ilgili içtihadı birleştirme kararları, CMUK’un temyize dair düzenlemelerinin yorumundan ibarettir.
Mülga CMUK’a göre; temyiz eden taraf hükmün hangi cihetine itiraz ve neden dolayı bozulmasını taleb etmekte olduğunu temyiz istidasında veya beyanında veyahut layihasında gösterir. Temyiz için istinad edilen sebeplerde muhakeme usulüne müteallik hukuki bir kaideye mi yoksa kanuni diğer hükümlere mi muhalefet etmiş olmasından dolayı itiraz olunduğu gösterilir. Birinci hâlde kanuna muhalif olan vak’alar izah olunur (CMUK’un 313. maddesi).
Temyiz dilekçesinde veya beyanında temyiz sebepleri gösterilmemişse temyiz dilekçesi için belirlenen sürenin bitmesinden yahut gerekçeli karar henüz tebliğ edilmemişse tebliğinden itibaren bir hafta içinde hükmü temyiz olunan mahkemeye bu sebepleri ihtiva eden bir layiha da verilebilir. Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçesinde, temyiz sebeplerini göstermemiş ise; temyiz isteğinin sanığın lehinde veya aleyhinde olduğunu açıkça belirtmesi gerekir. Ancak layihanın verilmemesi veya istida veya beyanda temyiz sebeplerinin gösterilmemesi temyiz tetkikatı yapılmasına mani değildir (CMUK’un 314. maddesi).
Temyiz isteği kanuni sürenin geçmesinden sonra yapılmış veya temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmişse yahut temyiz edenin buna hakkı yoksa, hükmü temyiz olunan mahkeme bir karar ile temyiz dilekçesini reddeder (CMUK’un 315. maddesi). Yargıtay, süresi içinde temyiz dilekçesinin verilmediğini veya beyanının yapılmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını görürse, temyiz isteğini reddeder, görmezse incelemesini yapar (CMUK’un 317. maddesi).
Mer’i CMK’ya göre de; ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Ancak, on beş yıl ve daha fazla hapis cezalarına ilişkin hükümler, bölge adliye mahkemesince re’sen incelenir (CMK’nın 272. maddesi).
Sanık ve anılan Kanun’a göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanların dilekçe veya beyanında, başvuruya ilişkin nedenlerin gösterilmemesi inceleme yapılmasına engel olmaz (CMK’nın 273/4. maddesi). Cumhuriyet savcısı, istinaf yoluna başvurma nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça gösterir (CMK’nın 273/5. maddesi). İstinaf istemi, kanuni sürenin geçmesinden sonra veya aleyhine istinaf yoluna başvurulamayacak bir hükme karşı yapılmışsa ya da istinaf yoluna başvuranın buna hakkı yoksa, hükmü veren mahkeme bir kararla dilekçeyi reddeder (CMK’nın 276/1. maddesi).
Bölge adliye mahkemesine başvurunun süresi içinde yapılmadığının, incelenmesi istenen kararın bölge adliye mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olmadığının, başvuranın buna hakkı bulunmadığının anlaşılması hâlinde istinaf başvurusunun reddine karar verilir (CMK’nın 279/1-b maddesi).
Görüldüğü üzere gerek mülga gerekse mer’i usul kanunlarına göre, (ilk derece mahkemelerince verilen hükümlere karşı başvurulacak kanun yolu bakımından) temyiz veya istinaf istidasında, beyanında ya da layihasında temyiz veya istinaf sebeplerinin gösterilmemesi temyizin ya da istinafın reddi sebebi olarak düzenlenmemiştir. Bu husus Cumhuriyet savcısı dâhil olmak üzere, temyiz veya istinaf hakkı olan herkes için geçerlidir. Dahası Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçesinde, temyiz sebeplerini göstermemesi durumunda en azından temyiz isteğinin sanığın lehinde mi yoksa aleyhinde mi olduğunu açıkça belirtmesi gereğine işaret edilmesine rağmen belirtilmemesinin bir yaptırıma bağlanmadığı görülmektedir. Uygulamada bu boşluk, yasal bir dayanağı olmadığı hâlde somut olayda olduğu gibi, Cumhuriyet savcısına iradesinin lehe mi, aleyhe mi olduğunun açıklattırılması şeklinde doldurularak sürdürülegelmiştir.
Konuya ilişkin verilmiş iki ayrı içtihadı birleştirme kararı, sorunun çözümüne katkı sunar ve ışık tutar niteliktedir. Bunlardan ilki; re’sen temyiz incelemesine tabi olmakla birlikte Cumhuriyet savcısının aleyhe temyizinin bulunmadığı hâllerde hükmün sanık aleyhine bozulamayacağına dair 17.12.1930 tarihli ve 26-32 sayılı, ikincisi ise; Cumhuriyet savcısının temyiz istidasında ya da temyiz inceleme/karar tarihine kadar verilmesi mümkün temyiz layihasında, temyiz sebeplerinin ve/veya temyiz talebinin sanığın lehinde mi yoksa aleyhinde mi olduğunun belirtilmemesi hâlinde, temyiz incelemesine konu hüküm mahkûmiyete ilişkin ise Cumhuriyet savcısının temyiz iradesinin sanık lehine olduğunun kabulünde zorunluluk gören 17.05.1939 tarihli ve 24-25 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararlarıdır. Öncelikle vurgulamak gerekir ki; ilk derece mahkemelerince verilen hükümlere karşı başvurulacak kanun yoluna ilişkin iki farklı Kanun’un usül hükümlerindeki ayniyete yakın benzerlikler itibarıyla, anılan İçtihadı Birleştirme Kararlarının CMK ile düzenlenen istinaf kanun yolu için de kıyas yoluyla tatbikine hiçbir hukuki engel yoktur.
Kaldı ki, iş bu İçtihadı Birleştirme Kararları ile varılan sonuçların benimsenmemesinin (ve Cumhuriyet savcısına dilekçesinin açıklattırılması usulünün devam ettirilmesinin), CMK’nın 283/1 ve 307/5. maddelerinde yer alan, doktrin ve uygulamada; aleyhe bozmama zorunluluğu, aleyhe düzeltme yasağı, aleyhe bozma yasağı ve lehe kanun yolu davası üzerine hükmü aleyhe değiştirmeme olarak ifade edilen kuralın, somut olayda olduğu gibi bertaraf edilerek işlevsiz kılınma riskini beslediği çok açıktır.
Zira anılan Kanun’un 283. maddesine göre, sanık lehine istinaf yoluna başvurulması hâlinde yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş cezadan daha ağır olamayacaktır. İstinaf davasını, sanık ya da onun lehine Cumhuriyet savcısı açtığı takdirde, istinaf yargılaması neticesinde sanığa verilecek cezanın daha ağır olması yasaklanmıştır. İstinaf denetiminin kapsamının ve inceleme üzerine kurulacak hükmün sınırlarının belirlenmesi bakımından Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf isteğinin sanığın lehinde mi yoksa aleyhinde mi olduğunun istinaf dilekçesinde açıkça belirtilmesi gereklidir. Bu açıklama süre tutum dilekçesinde yapılabileceği gibi sonradan ve fakat en geç inceleme/karar tarihine kadar verilecek gerekçeli dilekçesiyle de yapılabilecektir. Başvurunun lehe mi yoksa aleyhe mi olduğunun tespit edilemediği hâllerde ise talebin sanık lehine yapıldığının kabulü gerekecektir.
Şu hâle göre, Cumhuriyet savcısının istinaf dilekçesinde ya da istinaf (inceleme)/karar tarihine kadar verilmesi mümkün, gerekçeli istinaf layihasında; istinaf sebeplerini ve/veya istinaf talebinin sanığın lehinde mi yoksa aleyhinde mi olduğuna ilişkin iradesini açıkça belirtmemesi hâlinde, istinaf incelemesine konu hüküm mahkûmiyete ilişkin ise Cumhuriyet savcısının istinaf iradesinin sanık lehine olduğunun kabulü gerekir.
B. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde
İlk Derece Mahkemesinin 18.05.2018 tarihli ve 5-215 sayılı hükümlerine yönelik 18.05.2018 havale tarihli olan ve “Usul ve yasaya aykırı hususları içermesi nedeniyle, yukarıda zikredilen kararın bozulması için istinaf yoluna gidilecektir. İstinaf layihamızı hazırlamak üzere gerekçeli kararın Başsavcılığımıza tebliği, kamu adına talep olunur.” şeklindeki lehe ya da aleyhe gerekçe içermeyen ve dosya kapsamı itibarıyla hangi sanık/sanıklara ya da inceleme dışı sanık/sanıklara ilişkin olduğuna dair herhangi bir açıklamaya yer verilmeyen süre tutum dilekçesiyle istinaf yoluna başvuran Cumhuriyet savcısının, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin aleyhe istinaf başvurusu bulunmadığını belirterek sanıkların ve inceleme dışı sanıkların müdafilerinin istinaf başvurularını dikkate alarak gerçekleştirdiği inceleme neticesinde verdiği 12.09.2019 tarihli ve 105-18 sayılı kararından sonra, aleyhe istinaf gerekçelerini içeren 25.09.2019 tarihli istinaf dilekçesine istinaden, bu kez aleyhe istinaf dilekçesi doğrultusunda ilk hükümde öngörülen cezalardan daha fazla cezaya hükmedildiğinin anlaşıldığı dosya kapsamında; istinaf incelemesine konu hüküm mahkûmiyete ilişkin olduğundan Cumhuriyet savcısının gerekçe içermeyen istinaf iradesinin sanıklar lehine olduğunun kabulü gerekir.
YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ Esas : 2012/7926 Karar : 2014/15627 Tarih : 17.09.2014
CMK 273. Madde
İstinaf İstemi ve Süresi
Sanıklar savunmanının yüzüne karşı verilen hükümde; yasa yolunun, “mala zarar verme suçu yönünden verilen hüküm yönünden ceza miktarlarına göre CMK 272/3-a maddesi kesin olmak üzere, diğer hüküm yönünden verilen kararın tebliğ ve tefhiminden itibaren 7 gün içerisinde mahkememize verilecek dilekçe ile ya da zabıt katibine yapılacak beyanın tutanağa geçirilmesiyle olmak üzere, CMK’nın 273/1. maddeleri uyarınca temyiz yolu açık olmak üzere suça sürüklenen çocukların yokluğunda ve suça sürüklenen çocuklar müdafii Av….’nın yüzüne karşı kapalı oturumda verilen karar usulen okunup anlatıldı” şeklinde belirtildiği ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 13.12.2011 gün ve 247/261 sayılı kararı ışığında, mesleği avukatlık olanın temyiz süresinin başlangıç tarihini bilecek konumda olması karşısında, 02.04.2009 tarihinde tefhim edilen hükmü, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollaması ile 1412 sayılı CMUK’nın 310/1. maddesinde öngörülen bir haftalık süre geçtikten sonra 13.04.2009 havale tarihli dilekçe ile temyiz eden sanıklar savunmanı Av….’nın temyiz isteminin aynı Kanunun 317. maddesi uyarınca REDDİNE, 17.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.